24 Aug
24Aug

Filmdeki o sahne gibi. İskelenin bekleme salonundaki kalabalık, koşuşturan, yolunu soran, son vapura yetişmeye çalışan telaşlı yolcularla dolu. 

Aralarında gördüğüm o çift kaldı hafızamda.

Yan yana demir ve soğuk bankta, tanımadıkları diğer yolcu ile oturan o çift. Adam tedirgin. Belli ki giden o. Valizi oldukça büyük ve sırt çantasıyla beraber üç parça. 

Yaşı adamınkinden genç görünen kadında ise el çantası bile yok. Elinde cep telefonu ve araba anahtarı. Genç kadın vapurun kalkış saatini kontrol ederken, yolcusunu dinler gibi görünse de belli ki zihni belirsizliklerle meşgul.

Sadece yolcusu olmuş artık yanında oturan adam. Arkadaşı ya da sevgilisi gibi durmuyor, karı-koca olacak kadar da süreklilik yok hareketlerinde. Her ne ise, koptu kopacak bir bağları var. 

"Sağ salim git, yerine huzurla yerleş inşallah" diyebiliyor genç kadın, yüzünü hâla adama dönmeden. Halbuki adam gözlerini sevdiği kadından ayırmıyor. Korku dolu gözleri sadece sevdiğini arkasında bırakıp gittiğinden değil. Korkusu gittiği bilinmezlikten, geriye zamansız dönmekten, zamanlamayı bir kez daha iyi yapamadığının bilincinden.

"Hiç bir şey için pişman değilim" diyor genç kadın. "Iyi ki yaşanmış. Sen de yaşayacaklarından pişman olma, olur mu?" diyor bu defa gözlerini adamın kalbine ilmek ilmek dikerek.

"Bu kararı hayatım düzene girsin, yeniden daha temiz ve düzgün başlasın  diye aldım biliyorsun" diyebiliyor sadece adam, sesi hoparlörden yapılan anonsun sesiyle karışmadan.

O an ikisi de ne anonsu ne de vedalaşan yolcuları duyuyordu ve belli ki sadece bu anı bitirmeye çalışıyorlardı.

Valizler toparlandı. Vedalaşan iki insanın samimiyeti ile sarıldılar, kısaca. Hangisi bunun son veda olduğunu bilerek daha sıkı sarılmak istedi bunu çok bilmek isterdim doğrusu.

Verilen tüm sözlere rağmen birbirlerinin hayatlarına dokunmadan önceki hayatlarına dönmeleri o kadar çabuk oldu ki. 

Kadın bekleme salonunu terk etmeye hazırlandı ve kapıya doğru yürüdü.

Çıkmadan son bir kez dönüp arkasına baktı.

Bunu diğer vedalarında hiç yapmamıştı.

Salon boşalmış, adam öylece orda duruyordu.

"Akşam gelip seni alacağız" deyip komşuya bırakılan bir çocuğa benziyordu.

Giden, terk eden kendisiydi ama bu çocuk bu yolculuğa hiç hazır değildi. Hem terk edilmenin ne demek olduğunu evvel zamandan beri bilip kabul etmiş gibi duruyordu. Yıllar sonra bu halin sebebini daha iyi anlayacaktı kadın.

Onları seyrederken kendimi düşündüm. Onlar bir ayrılık kararının başındaydı; yaşananların sonunda. 

Ben hayatımın neresindeydim?

Yola çıkarken beslediğim ümitlerim, amaçlarım geldiğim varış noktasıyla uyuşuyor muydu?

Yolu yürürken o kadar farklı insan ve olaylarla karşılaştım ki yolu dahi unuttum kimi zaman.

Hepsi bana bir kez daha benim kim olduğumu hatırlattı, bir sonraki "ben"in nasıl bir "ben"e doğru evrildiğini gösterdi.

Tüm bu süreçte, zihnimizin bize uyguladığı manipülasyonlardan kalkanlarımızla korunup yaşananları içselleştirerek, sindirerek, öğretisini alıp; sağlam ve sağlıklı bir ben olarak bir sonraki sürece hazır olmak en güzeliydi.

Paramparça olup yine de resmin bütününü yansıtmak. kendisiyle bir olmak.

Veda anlarının bireyi BİR'e dönüştürdüğü bir kesit...

Peki BİR olanın aldığı o parça, onu BİR yaparken, geride kalan diğerini yarımdan az bırakmıyor mu?

Belki de birisi alırken tamamlanırken, diğeri verirken tamamlanıyordur kim bilir... 



Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.